Arsiv "Genel"
Bas Agrısı

Domuz Gribi Turkiye Tarihcesi

*Lütfen baştan, atlamayarak, tam bir şekilde okuyunuz.
H1N1 virüsü altı ay kadar önce küresel bir tehdit haline geldi. Birden bire ortaya çıkmış gibi bir izlenim olmasına karşın, aslında bu virüsün neredeyse yüz yılı aşkın bir geçmişi var.
Domuz Gribi adıyla bilinen salgın hastalıa neden olan virüs, uzun ve karmaşık bir evrim sürecinin sonunda ortaya çıktı. İşte H1N1′in 100 yılı aşkın bir dönemi kapsayan soy ağacı:
1889: Bu yıla kadar insandan insana bulaşarak dolaşan temel grip virüsü H1 ailesindendi. Ancak 1889’da Rusya’da H2 adı verilen yeni bir virüs cinsi türedi ve hızla dünyaya yayılarak 1 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı. Daha sonra bu virüs H1’in yerini aldı. Grip salgınlarında bu tür yer değiştirmeler sıkça rastlanan bir durum.
Dolayısıyla 1889’dan önce doğanlar H1 virüsüne karşı bir derece bağışıklık sahibi. Bu da onlara 1918’deki H1N1 salgınında kısmi koruma sağladı. 1889’dan sonra doğanların ie H1’e karşı hiç bir koruması yoktu.
1918: Patlak veren ‘İspanyol Gribi’ tüm dünyada en az 50 milyon kişiyi öldürdü. Hastalığa, bir tür kuş gribinden insan gribine doğrudan evrilerek ortaya çıkan H1N1 virüsü neden oluyordu. Çoğu kişi hastalığı hafif atlatıyordu ama bazılarında hastalıkla birlikte ciğerlerde enfeksiyonlar ortaya çıkıyordu. Ölümlerin asıl sebebi de buydu. 1889’dan önce doğup H1N1 virüsüne maruz kalanlar, kısmen bağışık oldukları için daha şanslıydı. H1N1 virüsü 1919’dan sonra da insanlarda ve domuzlarda mevsimsel salgınlara yol açtı.
Akciger Kistleri ve Tumorleri

Akciğer kistlerine nerede rastlanır ?
Bunlar genellikle doğuştan beri var olan bozukluklardır ve hava veya sıvı ile dolu olan zarları zayıf torbacıklardan meydana gelmektedir. Bazı akciğer kistleri herhangi bir belirti göstermezken başkaları, ciğerin etrafındaki dokularda baskı yaparak bu dokuların harap olmasına yol açabilir.
Akciğer kistleri enfekte olup apseler meydana gelebilir mi ?
Evet. Bazıları da patlayarak göğüs boşluğuna hava kaçırmasına yol açabilir.
Akciğer kistleri nasıl tedavi edilir ?
Belirti gösteren kistler cerrahî müdahale ile çıkarılmalıdır. Böyle bir ameliyatla kist ve etrafındaki ciğer dokuları alınacaktır. (Segmental reseksiyon)
Akciğer kistlerinin alınması için yapılan ameliyatlar genellikle başarılı olur mu ?
Evet. Bu gibi ameliyatları olan hastaların büyük çoğunluğu kısa bir süre içerisinde tamamen iyileşirler.
———–
Bütün akciğer tümörleri kanserli midir ?
Hayır. Bazen selim tümörlere akciğer adenomlarına rastlansa da habis türleri çok daha fazla görülmektedir.
Selim akciğer tümörlerinin tedavi yöntemleri nedir ?
Ameliyat öncesi selim ve habis tümörler arasında bir ayrım yapılmasına imkân olmadığından selim ve habis tümörlere aynı ameliyat usulleri tatbik edilmektedir.
Akciğer kanseri fazla rastlanan bir durum mudur ?
Evet, özellikle erkeklerde en çok görülen kanser türüdür.
Sigara kullananların kullanmayanlardan fazla akciğer kanseri olma ihtimali var mıdır ?
Şüphesiz evet. Fazla sigara kullananların, kullanmayanlara oranla akciğer kanseri olma ihtimalleri on misli fazla olarak kabul edilmektedir.
Akciğer kanserinin erken görülen belirtileri hangileridir ?
a.İnatçı öksürük.
b.Göğüste sancı.
c.Kan tükürülmesi.
d.Röntgen filmi çekilince akciğerde bir gölgenin belirmesi.
Bir kişide akciğer kanserinin gelişmekte olduğu nasıl anlaşılabilir ?
En iyi usul yılda bir kez göğüs röntgeninin alınmasıdır.
Akciğer kanserinin tedavisi nasıl yapılır ?
Ciğerin hastalanmış kısmının ameliyat usulüyle alınması (lobektomi) veya ciğerin bütünüyle alınması (pnömoektomi)
Akciğerden bir lop ameliyat yoluyla alınmışsa hasta normal şekilde nefes alabilir mi ?
Evet. Ancak yorucu fizikî hareket yapma imkânları azalır.
Bir hasta bütün bir akciğerinin alınmasından (pnömonektomi) sonra rahat nefes alıp normal bir hayat sürdürebilir mi ?
Bu gibi hastalar fazla fizikî hareketler yapmaktan kaçınmalıdırlar. Ancak bunun ötesinde normal bir hayatları olabilir. Kendilerini fazla yormadıkları takdirde nefes alma imkânları normal olur.
Bir akciğerin bir kısmı veya bütün bir akciğer ameliyatla alındığı takdirde göğüs boşluğunun boşalan kısmı nasıl dolar ?
Göğüs duvarı çökmeye yüz tutunca diyafram göğüs içerisinde yükselir ve boş kalan kısım bağ dokusu ile dolar.
Göğüs boşluğuna veya akciğerlere yapılan ameliyatlarda yara izleri çok çirkinleştirici mi olur ?
Göğüsün arkasından önüne uzanan 30 ilâ 35 santim uzunluğunda bir .yara izi kalır. Ancak bu iz genellikle iyileşir ve görünürde yalnız incecik bir çizgi belirtisi kalır.
Bir akciğerden bir lop veya bütün bir akciğer alındığı zaman göğüs boşluğunun şekli bozulur mu ?
Hayır. Böyle bir hasta giyinik olduğu vakit böyle bir ameliyat geçirmiş olduğu katiyen belli olmaz.
Torakoplasti (birçok kaburga kemiklerinin ameliyat yoluyla alınması) ameliyatından sonra göğüs boşluğunda şekil bozukluğu olur mu ?
Hayır. Böyle bir şekil bozukluğu ancak hasta soyunuk olduğu zaman göze çarpar.
Göğüs ameliyatlarında anestezinin rolü önemli midir ?
Evet. Usta bir anestezistin bu gibi ameliyatlarda görevlendirilmesi şarttır.
Bir akciğerin veya bir akciğerin bir kısmının ameliyatla alınması için ne kadar süre hastanede kalınması gereklidir ?
Yaklaşık iki hafta.
Böyle büyük bir ameliyattan sonra hastalar yataktan kaç gün sonra kalkabilirler ?
İki veya üç gün içerisinde.
Aşağıda gösterilen hastalıklarda ameliyattan sonra tamamen iyileşme şansları nedir ?
a.Verem: Mükemmel. Ameliyat olanların büyük çoğunluğu iyileşmektedir.
b.Akciğer kistleri: Mükemmel. Yaklaşık bütün vakalar tam olarak tedavi edilir.
c.Akciğer tümörleri: Selim tümörlerde tamamen iyileşmek imkânları mükemmel olarak kabul edilmektedir. Erken teşhis ve gelişen ameliyat teknikleri sayesinde akciğer kanseri ameliyatlarında da iyileşen hastaların, oranı çok artmıştır.
Akupunktur Ile Sigara Bırakma ve Zayıflama

Akupunkturla Sigara Bırakma Tedavisi
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir ?
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir ?
Akupunktur ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir ?
Sigarayı Neden Bırakalım ?
Sigara neden zararlı ?
Sigarayı bırakan bir insanın vücudunda ne gibi olumlu gelişmeler olur ?
Sigara içen bir kişiyi bırakmaya iten nedenler nelerdir ?
Sigarayı bırakma yolları nelerdir ?
Sigarayı bırakmak isteyenlerin yaşadığı tipik kaygı ve sorunlar nelerdir ?
Akupunktur ile sigara nasıl bırakılabilir?
Yapmanız gereken tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın yaşamında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.
İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin – endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması budur.
Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur ile tedavi, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetleri ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır; çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski otonomisini kazanır.
Akupunktur ile kaç seansta sigara bırakılabilir?
Üç gün üst üste 20 dk.lık 3 seans tedavi uygulanır. Toplam 1 saat süren bir tedavidir. Böylece 72 saatlik en zor geçen dönemde vücut kontrol altındadır. Daha sonra hastanın bağımlılık derecesiyle bağlantılı olarak ek seanslar yapılabilir, ama genellikle buna gerek kalmaz. Tedavi süresince tek bir sigara bile içilmemesi ve nikotin preparatları kullanılmaması gerekir. Aksi halde, başladığımız noktaya geri döneriz.
Akupunktur tedavisi ile sigarayı bırakmada başarı oranı nedir?
%90 – 95 gibi yüksek bir başarı oranı vardır.
Akupunktur İle Zayıflama
Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.
Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.
Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.
Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.
Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.
Serotin Azlıgı

* Sağlığınızı herşeyden üstün tutun.
En yeni araştırmalara göre, serotinin azlığı, giderek artan açlık hissine ve karbonhidratlara duyulan isteğin artmasına neden oluyor. Ekmek, makarna, patates ve tatlılar, yeteri kadar serotinin ürettiğinden, bizi moral bozukluğundan kurtarırlar. Ancak sadece kısa bir süre için. Ne var ki, uygulanan bu diyet programı, uzun süre depresyona yol açmanın yanı sıra kilo da aldırır.
Serotinin diyetinin ağırlık noktası karbonhidratlarıdır, örneğin kepek, çavdar ürünleri, patates, sebze ve salata gibi. Fakat bu diyetin belirli bir miktar protein içermesi de gerekir. Bunlar da yağsız et, balık, süt ürünleri ve diğer protein içeren yiyeceklerdir.
TRYPTOPHAN üretmesi açısından organizmaya yeterli zaman ayırmak için, karbonhidratlı ve proteinli öğünler arasında en az üç saat geçmesi gereklidir. Karışık yenildiği takdirde tryptophanın beyine giden yolda diğer aminoasitlerle engellenmesi tehlikesi vardır. Serotinin yeterli ölçüde üretilmeyebilir.
Kalp Masajı Yapımı!

* Lütfen yapılması gerekenlerin sıralarını karıştırmayın.
Kalp Masajı Nedir
Duran bir kalbe suni olarak basınç yapılarak, içinde kalan kan dışarıya atılabilir. Gerçekten de kalp, göğüs kafesi içinde, yanında akciğerler, önünde göğüs kemiği, arkasında da belkemiği bulunan bir konumdadır.
Kalp masajı uygulaması, Göğüs kemiğine dikey bir basınç uygulanırsa, kalp sıkıştırılmış olur ve karıncıklarda bulunan kan, akciğer damarına doğru sürülür. Akciğerlere vardıktan sonra da büyük atardamarla bütün organlara, özellikle de beyine pompalanır.
Basınç kaldırılınca, kalp başlangıçtaki şeklini almak için, yeniden kanla dolar. Uyulması gereken ritm, üç saniyede yaklaşık beş kez basınç-bırakmadır.
Yapılması gereken
• Çok acele tıbbi yardım isteyin.
• Hızla nabzın atıp atmadığını ve gözbebeklerinin çok büyüyüp büyümediğini kontrol edin.
• Solunum yollarını açın
• Hastayı sert bir zemin üzerine yatırın (çünkü göğüs kemiği üzerine yapacağınız basınç, ancak somya yayları gibi nedenle etkisiz hale gelebilir).
• Eğitilmiş ve uzman bir ilkyardıma değilseniz, hayat busesini deneyin Kalp tamamen durmuşsa, oksijenin durumu düzeltmesi mümkündür.
Bilgili ilkyardımcılar için (Suni solunum ve kalp masajı)
Hayat busesiyle havalandırma sağlandıktan sonra, aşağıda gösterilen teknikle masaja başlayın (bir hayat öpücüğünden sonra, beş masaj).
• Önce masaj yapacağınız yer olan göğüs kemiğinin yerini saptayın: Gerçekten de yer doğru saptanmazsa, ciddi zedelenmeler olabilir (kaburga kemiklerinin kırılması, vb.).
• Hastayı sırt üstü, sert bir zemine yatırın. Kolları vücuduna yapıştırın.Kotlarından birinin yanına diz çökün.
Bir elin parmakları göğüs kemiğinin bir kenarına, diğer elin parmakları da alt kenarına konur. Başparmağınızın yardımıyla göğüs kemiği boyunca üçte birlik oranda bölgeyi saptayın (insanoğlunda genelde meme uçları hizasındadır).
Ellerinizden birinin içini göğüs kemiğinin üzerine dikey koyun. Diğer el, destek olarak ilkinin üzerine dayanır.
Basınç, kollar gerili olarak, diklemesine ve bir hamlede yapılmalıdır. Yine aynı şekilde, birden kaldırılmalıdır. Basınç, göğüs kemiğini 3-5 cm. çökertecek güçte olmalıdır.
• Dikkati Önemli, fakat uyulması güç iki nokta vardır: Basınç kesinlikle dikey olarak yapılmalı, sarfedilen güç de, ne çok, ne zayıf olmalıdır.
Bir kurtarıcı daha olursa, bilek ya da uyluk kemiğinden nabız ölçülerek, masajın “etkenliği” denetlenebilir
Doktorların yapacakları
Kalp sektesi halinde gelen doktorlar ekibi, ilk-yardımcıların yerini alıp, taşınabilir tıp aygıtlarını yerleştirerek, daha olay yerinde reanimasyon faaliyetine girişebilir.
Doktorlar elbette başlatılan kalp masajını sürdürecek, fakat bir yandan da önce maskeyle hastaya saf oksijen vermeyi deneyeceklerdir. Daha sonra gırtlağa bir tüp sokup, otomatik respiratöre bağlayacaklardır. Aynı zamanda asitleşmeye karşı ve ilaçların etkisini sağlamak için bir damara da serum verebilirler. Hasta ayrıca monitöre bağlanıp, kalpte elektrik faaliyetinin başlayıp başlamadığı, normale dönüp dönmediği, elektrokardiyoskoptan gözlenir. Durum iyice kontrol altına alındıktan sonradır ki, hasta, hastaneye gönderilmek üzere cankurtarana taşınır ve bu arada tedavi ve kontrol, aralıksız sürdürülür.
* Göründüğü gibi çok basit, bir hayat kurtarabilirsiniz.
Tıp ‘ın sembolü neden yılan?
![]()
Tıbbın sembolü neden yılan?
Sıcaklar beyninizi yumuşatmışken kalkıp da derin konularda ahkam kesmek yakışık almaz diye düşündük ve bu haftayı sabun köpüğü bir konuya ayırdık. Dikkatinizi çekmiştir veya çekmemiştir bilemiyoruz ama her nevi sağlık kuruluşunun ambleminin bir köşesinde yılan resmi olur. Bu tahmin edersiniz ki doktorları sembolize eden basit bir resim değil pek felsefi anlamlar taşıyan bir öyküdür.

Malum ‘yılan’, çok eski çağlardan beri korkulan, merak edilen ve saygı duyulan bir canlı olmuş, kutsal olduğu inancı bir çok söylenceye kaynak oluşturmuştur.
Elleri ve ayakları olmamasına rağmen çok hızlı hareket edebilir, birden ortaya çıkıp birden gözden kaybolabilir, toprağın altında, üstünde ve hatta suda bile yaşayabilir. En önemlisi de öldürücüdür.
Gördüğünüz gibi bu tanımlama bile bir doktoru ne güzel simgeliyor aslında.
Üstelik şu son ekonomik krizden sonra yılan gibi sürüngenler, toprağın altında, üstünde ve hatta yemek yemeden yaşayabilir hale gelen tüm vatandaşlarımızın sembolü olarak bile kabul edilebilirler aslında.
Neyse yaramızı deşmeyelim ve her zaman olduğu gibi konumuzun tarihçesinden başlayalım anlatmaya.
Hayvan öğesi bildiğiniz gibi pek çok mitolojinin temeli olmuştur hep. Anadolu mitolojisinde kartal göklerin, yılan yerlerin yaratıcısı konumundadır.
Tıbbın gelişimi her zaman toplumsal koşullara bağlı kalmış, eskiçağların felsefeleriyle birlikte; içgüdüler, dinsel inanışlar, gizemcilik sağlık bilimlerinin gelişmesinde etkili olmuşlardır.
Hastalık kötülük ve ceza demekti. Kötülükler yeraltından gelirdi; yılan da yeraltında yaşamaktaydı. Yılan aynı zamanda gücü, kudreti ve koruyuculuğu simgelemekteydi. Öldürücü olması ona karşı korkuyla karışık bir saygı duyulmasına neden olmuştu.
Toprağın altında yaşayan yılan, toprağın sembolü olarak da kullanılmıştı. Toprak insanları beslemekte, hastaları iyileştiren bitki ve ağaçların yetişmesine olanak vermekteydi. Eskiçağ insanlarının yılanı kutsal saymalarının bir nedeni de, yeraltındaki ölü atalarının ruhlarıyla ilişki kurduğuna ya da onlarla bağlantıda olduğuna dair inanışlarıydı. Niğde Bahçeli yöresindeki kazılarda Geç Neolitik Çağa ait yılan ve beraberindeki tanrı ve ana tanrıça işlemeli vazolar, o dönemler için yılanın kutsal bir varlık olduğunun göstergesi olmuştur.
Sümer uygarlığının en önemli tanrılarından Marduk M.Ö. 4000 yıllarında yanında toprağı simgeleyen yılanla birlikte resmedilmiştir.
M.Ö. 3000 yıllarına ait olduğu sanılan Gılgamış destanında da yılan başroldedir.
Dostunun ölümüyle şaşkına dönen Gılgamış yaşamın ve ölümün gizini bulmaya karar verir. Utnapiştim ona tufanın öyküsünü ve gençliği geri getirecek bitkiyi nerede bulacağını söyler. Gılgamış sonunda otu bulur. Ancak yıkanmak üzere suya girdiğinde yılan gelip otu yer. Gılgamış sudan çıktığında otu yiyen yılanın bıraktığı derisi kalmıştır. Bu nedenle Mezopotamyalılar sık sık deri değiştiren yılanı yaşam gücünün kaynağı olarak kabul etmişlerdir.
Eski Mısırlılar için yılan genelde tanrısal gücü ve saltanatı simgelemesine karşın karanlığın ve kötülüğün habercisi olarak da görülmüştü.
Yunan mitolojisinde iyileştirici tanrıların en ünlüsü Asklepios’tur. Kızı Hygeia sağlığı koruma tanrıçası, diğer kızı Panacea sağlık tanrıçası, oğlu Telesphore iyileşme tanrısıdır. Diğer oğlu Podallirios sağlıkla pek ilgili görünmese de onun oğlu olan Hippocon doktordur ve babamız Hippokrat’ın atası olduğuna inanılır.
Maşallah aile değil hastane….
Asklepios yanında bir tas, bir horoz ve yılanlarla sarılı bir asa taşıyarak resmedilmiştir hep. Tas şifa veren ilaçları yapmakta kullanılırdı, horoz uyanıklığı ve asa da uzun yaşamı simgelerdi. Yılan ise otoritesini ve gücünü arttıran, yeraltı dünyası ve ölülerle ilişki kurabildiğini, onları diriltebildiğini, hastaları iyileştirdiğini anlatan bir figürdü.
Ah, işte o zamanlar doktor olmak varmış, şimdi aynı işi yapsak medyum sıfatını alıp, kendimizi Uğur Dündar’ın hışmından koruyamazdık bile..
Orta Asya mitolojisi ve şaman geleneklerinin zengin sembol dünyası içinde yılan yeraltını ve karanlığı temsil etmektedir. Şaman elbiseleri üzerinde şamana yeraltı yolculuğunda eşlik edecek yılan sembolleri vardır.
Tek tanrılı dinlerdeki genel inanışa göre yılan olumsuzlukların etkeni olan kötü bir yaratıktır İnsanları yasakları çiğnemeye davet eden gerçek bir aldatıcıdır. Birçok hastalığın nedenidir.
X. yüzyıldan itibaren İslamlaşmaya başlayan Türkler, ortaya koydukları sanat ürünlerinde Orta Asya’dan getirdikleri konuları, stil ve sembolleri yaşatmaya devam etmişlerdir. Ejderler eski inanışlar doğrultusunda kale, han saray gibi yapılardan içeriye kötülük, düşman ve hastalık girmesini önleyici bir tılsım olarak kullanılmıştır.
Görüldüğü gibi yılan, eskiçağlardan bu yana süregelen birçok farklı inanışa göre kimi zaman uğurun, mutluluğun, sağlık ve bereketin büyülü bir nedeniyken; kimileri için de acının, kötülüğün, hastalığın işareti ve habercisi sayılmış; cesaretin, zekanın, kurnazlığın, aldatıcılığın ya da güvenirliğin simgesi halini almıştır.
Doktorluk mesleğindeki ikircikli yapı aslında sembol hayvandan geliyor galiba..
Yüzyıllarca süren bu etkilerin doğrultusunda Türk Tıp Tarihinin kurucusu sayılan Prof. Dr. Süheyl Ünver tarafından Çankırı Darüşşifasında bulunan bir taş üzerindeki çifte yılan sembolü; Türk geleneklerini de yansıtması açısından hekimliğin sembolü olarak önerilmiş ve 1937 yılında kabul edilmiştir.
1956 yılında ise Dünya Tıp Cemiyeti iki yılan figürünü Dünya Tıp Birliğinin sembolü olarak benimsemiştir.
İşte size öldürücü olması nedeniyle korkulan, güçlü olduğu için de saygı duyulan ve doğaya ait bir varlığın tüm öyküsü..
Ancak maalesef masalımızın sonunda doktorlar kerevete filan çıkamıyorlar ve gökten yılanın cennetten kaçırdığı yasak elmalar kafalarına düşüyor…
Domuz gribi alarmı bitti
Tüm dünyayı salgın alarmına geçiren ve Türkiye’de de ekim ayından ocak başına kadar 600′den fazla kişinin ölümüne neden olan A gribi kış bitmeden sezonu kapattı. Dünya Sağlık Örgütü’nün son olarak A gribi salgınıyla ilgili “İlaç firmalarının başlattığı sahte salgındı” açıklaması yapmasının ardından Sağlık Bakanlığı, A gribi için bünyesinde oluşturduğu kriz merkezini kapattı. Bakanlık, A gribi kriz merk e z i için görevlendirdiği personeli yeniden eski görevlerine gönderdi. Salgın tehdidi ile birçok kişinin ölümüne yol açabileceği ihtimaliyle korunma önlemleri alan ve bu çerçevede hastalıktan korunmak için üretilen A gribi aşısı alan bir çok ülke, hastalığın artık tehdit oluşturmadığı düşüncesiyle aşıları iade etmek için girişimlerini sürdürüyor.
35 MİLYON AŞI
Hastalıktan korunmak için 43 milyon doz aşı sipariş eden ancak bu aşıların sadece 8.4 milyon dozunu teslim alan ve bunun da 4 milyonunu kullanan Türkiye’de bu yönde girişimlerini sürdürüyor. Türkiye henüz teslim almadığı 35 milyon doz aşıyı iade etmek için sipariş verdiği 3 aşı firmasıyla görüşüyor. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Hacettepe Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü’nden Prof. Dr. Levent Akın ise bir süre önce SABAH’a Sağlık Bakanlığı’nın ilaç firmalarıyla yaptığı sözleşmeye göre elde kalan aşılar için takas formülünü işletebileceğini açıklamıştı. Prof. Akın, “A Gribi aşısı 2 parçadan oluşuyor. Aktif madde ve sulandırılacak madde var. Sözleşmeye göre aktif madde, Türkiye’de en çok kullanılan aşıyla değiştirebilecek. Örneğin, grip aşısı, karma aşı gibi” demişti.
AŞI OLMUŞTU
Sağlık Bakanı Recep Akdağ güvenilirliği konusunda tartışmalar yaşanan A gribi aşısını kameraların önünde yaptırmıştı.
DÜNYADA 14 BİN 286 İNSANI ÖLDÜRDÜ
Avrupa Birliği Üyesi ülkeler . 2290
Avrupa ülkeleri ve O. Asya . . . 457
Akdeniz ve Ortadoğu. . . . . . . 1450
Afrika . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . 116
Kuzey Amerika. . . . . . . . . . . . 3642
Orta Amerika ve Karayipler. . . 237
Güney Amerika . . . . . . . . . . . 3190
Kuzey Doğu ve Güney Asya . 2294
Güney Doğu Asya . . . . . . . . . . 393
Avustralya ve Pasifikler . . . . . . 217
Domuz Gribinde Son Rakamlar
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 36’sı hamile 600′den fazla kişinin domuz gribi yüzünden hayatını kaybettiğini ve eğer aşı olsalardı ölüm oranlarının daha düşük olabilceğini belirtti. Bakanlık olarak milyar dolarlar değil 168 milyon bir harcamanın olduğunu, bunun da halkımızın sağlığını düşünerek harcandığını belirtti. Olayların abartılmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Bakanlığın sitesinde bugün yapılan açıklama ise şu şekilde oldu;
2009 yılı nisan ayı sonunda önce Meksika’da sonra ABD’de ortaya çıkarak tüm dünyaya yayılan grip pandemisi süreci devam etmekte olup, ülkemizin de içinde bulunduğu birçok ülkede hastalık aktivitesinde azalma söz konusudur.
Havaların soğuması, kapalı alanlarda geçirilen sürenin uzaması, hastalıkla henüz karşılaşmamış grupların varlığı ile ilişkili olarak grip aktivitesinde artış görülebilir. Kronik hastalığı bulunanlar, gebeler ve lohusalar başta olmak üzere hastalıkla karşılaşmamış kişilerde risk devam ettiğinden aşılanma önemini devam ettirmektedir.
Pandemi sürecinde ülkemizin ihtiyacı olan aşıyı temin etmek, Sağlık Bakanlığı olarak görevimizdi. Aşının temin edilememesi durumunda bir tek insanımızın hayatını kaybetme riski dahi kabul edilmez ve hiçbir ekonomik değerle karşılaştırılamaz.
Bu güne kadar yaklaşık 8 milyon doz aşı teslim alınmış olup, bunun yarıya yakını kullanılmıştır.
Aşı aile hekimliklerimiz, sağlık ocaklarımız ve bütün hastanelerimizde ücretsiz olarak uygulanmaya devam etmektedir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Dünya Sağlık Örgütü Soruşturma Altında
Avrupa Konseyi Sağlık Komitesi Başkanı DR. Wolfgang Wodard domuz gribi ile ilgili pandemik salgının abartıldığını ve konsey olarak Dünya Sağlık Örgütü‘nün soruşturulmalarını istediklerini belirtti.
Bu soruştumanın sebebi, Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenilirliğini sarsmak değil denetlemek olduğunu da belirtti.
cnn

Yapım; Symmetric Web
Dağıtma; Wordpress